Hayatımızın istisnasız her alanında karşılaştırma yaparak karar verdiğimizi söylemek yanlış olmaz. Alışverişte alacağımız basit bir elbiseden hayatımızın devamını belirleyecek olan meslek tercihimize kadar her alanda artı ve eksileri değerlendirip aynı kategorideki diğer şeyleri göz önüne alarak bir karşılaştırma yapıyoruz.

sosyal-karsilastirma-nedir

Karşılaştırmayı literatüre kazandıran kişi Leon Festinger. Kendisi 1954 yılında “sosyal karşılaştırma teorisi” başlığı altında 9 maddeden oluşan bir hipotez ortaya attı. Festinger ’e göre birey belirsiz bir hayat sürmektedir ve bu belirsizliği karşılaştırma ile yok etmeye çabası içine girer. Karşılaştırma genel olarak yakın hayat şartları içindeki kişilerle yani benzer olduğumuz gruplarla yaptığımız bir eylem. Arkadaş çevresi yazdığı için aynı bölümü yazan bir öğrenci buna örnek verilebilir.

Temel olarak bir şeyin ne ifade ettiğini ya da bu bir ürünse ne kadar ettiğini ölçebileceğimiz zihinsel bir ölçek söz konusu değil. Bu durumda karşılaştırmadan yardım almak hayat kolaylaştırıcı bir araç haline geliyor. Piyasada da karşılaştırma teorisi oldukça bilinen ve kullanılan bir yöntem. Örneğin; 3 liralık küçük boy, 6.5 liralık orta ve 7 liralık menü gördüğünüzde büyük boy almak orta boy almaktan daha hesaplı görünecektir. İşte yapılmak istenen tam da bu. Orta boy almaktansa çok cüzi bir maliyetle büyük boy almak tüketiciye daha makul geliyor. Buna “yemleme etkisi” deniyor.

sosyal-karsilastirma-hayatimiza-etkileri

Sosyal Medya Bunların Neresinde?

Açık olmak gerekirse sosyal medya bunların tam da ortasında ve belirleyici bir noktada yer alıyor. Bunun nedeni ise sosyal medyada her gün yeniden üretilen “mükemmel, eksiksiz, sorunsuz ve başarılı” hayat imajı. Sosyal medya ortamında herkesin çok fit, çok başarılı, çok zengin, çok mutlu, çok sosyal ve benzeri bir sürü yönünü görüyoruz. Bu durum aslında gerçekliği yansıtmıyor, aldatıcı bir biçimde kendimizi her gün öteki ile karşılaştırıp eksik hissetmemize neden oluyor.  

Sosyal medya ile yüz yüze geldiğimiz dünya olduğundan çok daha şatafatlı görünüyor. Kendimizi sürekli birileri ile karşılaştırıyor olmak bizde yetersizlik duygusu uyandırıyor. Sosyal medya tarafından standardize edilip gözler önüne sunulan hayat büyük bir kesim için ulaşılabilir değil.

sosyal-karsilastirma

Sonuç

Karşılaştırma aslında sandığımız kadar kötü ve yaralayıcı olmak zorunda değil. Birçok alanda doğru karşılaştırma grubu seçerek kendi hayatımızda ilerleme kat etmemiz mümkün. Kendimizi kiminle karşılaştıracağımıza doğru karar vermek ve gördüğümüz tabloyu iyi analiz edebilmek buradaki iki kilit noktayı oluşturuyor. Bunun yanı sıra toplumsal olarak da doğru analizleri gerçekleştirebilir ve karşılaştırma sonucunda öz eleştiri verebilirsek toplumsal normlar içinde neyin bizi aşağı çektiğin, neyin yukarı çıkardığını saptayabiliriz. Karşılaştırmadan olumlu anlamda dönütler alabilmek için duygusal kısımları büyük oranda kenara bırakıp rasyonel düşünmeye ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. Her şey gibi “karşılaştırma teorisi” de bizim algımıza göre şekilleniyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz